19 Temmuz 2017 Çarşamba

Cumhuriyet ve Atatürk Başlığı Altında Bilim ve Ulusal Eğitim Metodolojisi Üzerine



'' İnsanların hayatına, faaliyetine hâkim olan kuvvet yaratma ve icat kabiliyetidir.''

Mustafa Kemal Atatürk


ABSTRACT


          Ghazi Mustafa Kemal Ataturk (1881-1938), considered as one of the greatest soldiers and statesmen of all time, has been interpreted as a genius who has done miraculous works due to his successes. Ataturk's success has two main components of his success: genius and the method that allows him to use the genius efficiently. We can clearly see on the basis of educational reforms that one of the fields we see as examples of the his genius is Turkish education and that it has realized the scientific, rational and critical concepts which should be followed in this education. One of the most important characteristics of Mustafa Kemal is that it gives importance to science and rational thought throughout life and has a very readable and researching structure. In the opening and continuing of the institutions that will educate individuals with these traits in national education understanding, science and technology. Therefore, these two items can be found at the basis of the education systems that have been created and it is easy to get to the level of contemporary countries. In this writing, a soldier and a great statesman, thinker, scholar and educator who founded the Turkish Republic and set up a contemporary nation-state based on the Turkish Revolution, which was the example of the Ottoman Empire, I have studied the contributions of Mustafa Kemal Atatürk to the understanding of national education from a scientific point of view.


         Türkiye Cumhuriyeti'nin bilim ve eğitim politikası, Atatürk'ün 27 Ekim 1922'de Bursa'da öğretmenlere söylediği nutukta ve 22 Eylül 1924'te Samsun'da gene öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmasında özetlemiştir. Atatürk, 1933'te, Onuncu Yıl Nutku'nda Türkiye'nin bilim ve eğitim hedefini de bizzat tespit etmiştir: Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak.

         Atatürk, bilim ve teknolojinin insan hayatındaki önemini her zaman ve her yerde vurgulamıştır. Büyük önder, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başarıyla sona ermesinden sonra Bursa'da öğretmenlere yaptığı konuşmada da bilim ve teknoloji hakkında şunları söylemiştir:

''Yurdumuzun en bayındır, en göz alıcı, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı mağlup eden zaferin sırrı nerededir, bilir misiniz? Orduların sevk ve yönetiminde bilim ve fen ilkelerinin kılavuz edinilmesindedir. Milletimizi yetiştirmek için asıl olan okullarımızın, üniversitelerimizin temellendirilmesinde aynı yolu inceleyeceğiz. Evet, milletimizin siyasi, sosyal hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de yol göstericimiz ilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti, Türk sanatı ve ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı, bütün incelikleri ve güzellikleriyle oluşup gelişecektir.''

         Ömrü boyunca bilim ve akılcı düşünceye önem veren Atatürk, 22 Eylül 1924 günü Samsun'da öğretmenlere yaptığı konuşmada şunu vurgular:

''Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız; ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin yıl sonra, bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak demek değildir.'' 

         Ona göre tek dayanak noktası bilimdir. Bilim de devamlı değiştiğine ve ilerleme gösterdiğine göre, Türk Devrimi de zamana uygun olarak kendi kendini sürekli olarak yenilemek zorundadır. Bu nedenle Atatürkçülük veya Atatürkçü Düşünce Sistemi durağan değil, dinamik bir özelliğe sahiptir ve temel kavram çağdaşlaşmaktır.

         Atatürk şüphesiz ki eğitimi, sosyal ve kültürel kalkınmanın ana araçlarından biri olarak görmüş ve onun her alanına, her zaman büyük ilgi duymuştur. Mustafa Kemal, yeni Türk devletinin temellerinin atılmaya başlandığı Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarında bile ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak eğitim sistem ve kurumlarını aramaya başlamıştı. Öyle ki Kurtuluş Savaşımızın en zor günlerinde, düşman ordularının Anadolu içlerine saldırılarını artırdığı ve ordumuzun geri çekilmek zorunda kaldığı Kütahya-Eskişehir çarpışmalarının en buhranlı bir zamanında bile Atatürk, bir yandan savaşın kazanılması için askeri alanda büyük çabalar harcarken, bir yandan da çağdaş eğitim sistemi üzerinde araştırmalara girişmişti. Bunun en önemli kanıtı, Kurtuluş Savaşı'nın en bunalımlı günlerinde (16 Temmuz 1921) Ankara'da Maarif Kongresini toplamış olmasıdır. Atatürk, bu önemli kongreyi açılış konuşmasında,

''Şimdiye kadar izlenen öğretim yöntemlerinin, milletimizin gerileme tarihinin en önemli sebeplerinden biri olduğu kanaatindeyim. Onun için bir Milli Eğitim Programı’ndan söz ederken; eski devrin boş inançlarından ve yaradılış niteliklerimizle hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden; doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve tarihimizle uyumlu kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın tam olarak gelişmesi ancak böyle bir kültürle sağlanabilir. Herhangi bir yabancı kültür, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Fikri kültür, ortamla uyumludur. O ortam milletin karakteridir'' diyerek, eğitimi ulusları uygarlığa götüren ve Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak bir ''araç'' olarak yorumlamıştır. Mustafa Kemal'in bu sözleri, bağımsızlık savaşı veren bir önderin, kültür ve eğitim alanında da bağımsızlığa ne kadar önem verdiğini gösteren tarihsel kanıttır.

         Mustafa Kemal, ulusal eğitim programının bir yandan toplum gereksinimlerine karşılık vermesi, öte yandan da çağdaş bir nitelik taşıması görüşünde idi. Atatürk, bu eğitim görüşünü, bütün yaşamı boyunca titizlikle korumuş ve sürdürmüştür. Öyle ki Onuncu Yıl Nutku'nda bahsettiği ''çağdaş medeniyetler seviyesi'' hedefine varışta, yapılan inkılaplarla hem bilimde hem de sanatta eleştirel bakış açısını kazanmayı ve bağımsız bireyler yetiştirilmesini ön plana koyacak çalışmalara büyük bir destek verdiğini söyleyebiliriz. Yedi küsur yıl süren Milli Eğitim Bakanlığı döneminde Hasan Âli Yücel bu hedeflere varabilmek için, okulların müfredat programlarının ıslah edilmesini, yeni tür okullarının açılmasını ve halka dönük tecrübe ve ansiklopedi yayını gibi işlerle halkın bilgi ve görgü düzeyinin yükseltilmesini hedeflemiştir.

         Ulusal eğitimle birlikte üzerinde yoğunlaştığı önemle vurguladığı diğer bir nokta ''eğitim ve öğretimde birlik'' ilkesiydi. Ve bu konunun da bir an bile duraksamadan uygulamaya konmasını istiyordu. Milletvekillerine şöyle seslenmiştir bu konuda: ''Bu yolda gecikmenin sakıncaları ve bu alanda büyük bir istekle hemen işe başlamanın önemli ve derin sonuçları, kararınızı çabuklaştırmalıdır.'' Eğitim ve öğretimde birlik adı altında gerçekleştirilen öğretimin birleştirilmesi, bilimsel, akılcı ve çağdaş bir düşünce yapısına sahip bireyleri yetiştirmeyi ve bu bireylerin kendi başına karar verebilme, düşünce üretme ve bir senteze ve karara varma olayını hayatları boyunca uygulamalarını ve çevrelerinin de böyle olmalarını sağlamalarını birinci şart olarak öngörüyordu.

         Osmanlı İmparatorluğu zamanında okullar çok azdı. Onlar da ancak büyük kentlerde açılmıştı. Kasaba ve köylerde oturanlar her türlü eğitim olanaklarından yoksundu. Halk, ücretlerini kendileri ödedikleri hocaların yönetimindeki mahalle mektebine çocuklarını gönderebiliyorlardı. Bu okullarda dualar ve ilâhiler öğretilirdi. Mahalle mekteplerinden başka yüksek öğretim veren medreseler de vardı. Bunlarda da din bilgilerinin dışında hayatta geçerli bilgiler öğretilmezdi.

         Halkın açtığı okullarla devletin açtığı okullar yan yana eğitim işini pek yetersiz bir düzeyde sürdürüp gidiyorlardı. Okullarda uygulama değeri olan bilgiler öğretilmediği gibi yeni yetişen kuşaklara ayrı ayrı görüşler, ayrı ayrı uygarlık anlayışları aşılıyorlardı. Atatürk, öğretim programlarının çağdaş eğitim anlayışına göre düzenlenmesini, eğitimin devletçe tek elden yönetilmesini istiyordu. Bunun için 3 Mart 1924 tarihli bir yasa çıkarıldı. Medreselerle mahalle mektepleri kaldırıldı. Öğretim programları lâikleştirildi, hayatta geçerli bilgilere yer verildi. Bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı.


         Atatürk, bilim adamlarına ve öğretmenlere o kadar önem vermiştir ki, onları Kurtuluş Savaşı'nda askere almamıştır. Bunun çok güzel bir örneği askere gitmek için başvuran Hamdullah Suphi Tanrıöver'dir. Tanrıöver, anılarında bu olayı şöyle anlatır:
''Askere gitmek için ilgili mercilere başvurdum. Atatürk, 'Biz askere alacak binlerce kişi bulabiliriz ama Darülfünun'a (üniversiteye) ikinci bir Hamdullah Suphi bulamayız. Sen yine irfan (kültür) ordusunun başında kal' yanıtını verdiler.''

         1 Mart 1924, Mustafa Kemal yine TBMM'nin kutsal kürsüsünde yeni bir çalışma döneminin açılış konuşmasını yaptığı sırada, düşünceleri ve sözleri ''eğitim öğretime'' yönelik  olmuştur. Milletvekillerine bakarak ''Dört yıl önce ulusal eğitim için ayırdığımız ödeneklerin verimli olmasına ve boşa harcanmamasına önem veriyoruz. İşin bu yönünü gözden kaçırmamakla birlikte, ulusal eğitimle ilgili yatırımların aksatılmadan artırılması gerektiğine inancımız sürecektir.'' demiştir.


         Atatürk, tüm yaşamı boyunca;

1.    Önce karşısındaki sorunu iyi tanımaya ve tanımlamaya (yani kodlamaya)
2.    Kendisinden önce bahis konusu sorun veya sorunlar için ortaya atılmış çözüm önerilerini iyi öğrenmeye ve bunların başarısızlık ve/veya uygunsuzluk nedenlerini doğru teşhis etmeye
3.    Sorunun veya sorunların çözümü veya çözümleri için uygun varsayım önerileri üretmeye
4.    Kendi önerdiği varsayımlara körü körüne asla bağlanmadan onları en acımasız bir şekilde gözlem raporlarıyla denetlemeye
5.    Başarısız olduklarına inandığı varsayımlarını derhal eleyerek, yerlerine yeni gözlem temelini de dikkate alarak (yani kendi çözüm önerilerini başarısız kılmış olan gözlemleri de değerlendirerek) yeni varsayım önerileri üretmeye
6.    Bu yeni varsayım önerilerini de daha önceki varsayımlar için yaptığı gibi gözlem raporları ışığında denetlemeye büyük özen göstermiştir.

         Prof. Dr. Celal Şengör'se Atatürk'ün  bu bilimsel düşünme metodunu şöyle anlatıyor:

''Bu yöntem, günlük hayattan da bildiğimiz deneme-yanılma yöntemidir ve 20. yüzyılda modern bilim felsefesi ve bilim tarihi, bilimin bundan başka herhangi bir metodunun bu güne kadar olmadığını ve bundan sonra olabilmesi için de şimdilik görünürde hiçbir işaret bulunmadığını göstermiştir.''

         Prof. Dr. Celal Şengör, Atatürk'ün bu sistematik ve akılcı düşünce tarzı ve uygulamasını aşağıdaki cümleleriyle açıklamaktadır:

''Atatürk'ün yakınları olan Makbule Atadan, Ali Fuat Cebesoy ve diğer şahısların anlatımlarına göre yazılan kitaplarda haritaları ve kitapları arasında kaybolan, dikkatini bir probleme yoğunlaştırdığı zaman adeta dünya ile ilişkisi kesilen insan imajı, hemen tüm üstün yetenekli bilim adamlarının yaşamlarında da karşımıza çıkar. Hele problemi çözdüğüne inandığı an 'Tamam' diye haykırıp coşkuyla günlerdir kapandığı odasından harita ve kitaplarının arasından, koridora fırlayan Mustafa Kemal, bana gayri ihtiyari hamamdan 'Eureka' diye bağırarak fırlayan Arşimet'i çağrıştırırdı.''

         Son olarak, davranış ve sözleriyle bizlere devamlı yol gösteren Atatürk'ün önemi gün geçtikçe artmaktadır. O, dün olduğu gibi, bugün de günceldir ve yarın da güncel olacaktır. Ülke olarak da Atatürk'ün işaret ettiği ilkeleri izlemekten başka çaremiz yoktur. Agah Sırrı Levent'in söylediği gibi:

''Atatürk her zaman için kuvvet kaynağıdır. Güçlüğe mi uğradınız? Umudunuz mu kırıldı? Atatürk'ü hatırlayın, onun çarpışmak zorunda kaldığı güçlükler karşısındaki tutumunu göz önüne getirin. Cesaretiniz hemen yerine gelecek, hayatı sevmeye başlayacak, yeni bir hızla ileri atılacaksınız. Umutla sarıldığınız işte hemen başarı sağlayacaksınız.''

Cumhuriyet ve Atatürk Başlığı Altında Bilim ve Ulusal Eğitim Metodolojisi Üzerine

'' İnsanların hayatına, faaliyetine hâkim olan kuvvet yaratma ve icat kabiliyetidir.'' Mustafa Kemal Atatürk A...