Sıfırdan Bir Eğitim Sistemi Yaratmak veya Yaratmamak...

'' Memleketin genel havası solunamayacak kadar ağırlaşmış, her yerini karanlık basmıştı... Yurtseverler için büyük felaketler karşısında anasının kucağına sığınmaktan başka çare bulamayan bir çocuk gibi, yüzyıllardan beri Türk köylüsüne yuva olan Anadolu'ya, köylüye sığınmaktan başka çare yoktu. Onlar halk kaynağına dönerek güç topladılar...
Anadolu'da bir halk devleti kuruldu. Bu devletin eğitim düzeni için de kendi kaynağına dönmek gerekiyordu. '' 

Yaklaşık 5 aylık bir sürede bitirdiğim ama her cümlesinde eğitim ve öğretim mesleğinin bir meslek olmaktan çok bireye kattığı sayısız yararlı unsurun bulunduğunu bu kitap sayesinde tekrar öğrenmiş oldum. Bahsettiğim kitap; Pakize Türkoğlu'nun Tonguç ve Enstitüleri adlı nadide eseri. Bu kitapla tanışma hikayem daha dün gibi aklımdadır. Bu eserden önce okuduğum Prof. Dr. Celal Şengör'ün Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması bana, benim zihnimde bambaşka kapılar açtığını söyleyebilirim. Bu kitapla birlikte aslında aydınlanmanın ne demek olduğunu ve güzel ülkemiz Türkiye'de bu yola baş koymuş değerli, Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Ali Yücel'i yakından tanıma ve görüşlerini ve hayata bakış açısını satır satır altını çize çize okumuş ve hissetmiş oldum. 

Bu kitaptan sonra derin bir araştırma tutkusu sardı beni. Hepimizin yakından tanıdığı, şiirlerini okuduğumuz Can Yücel'in babası olan Hasan Ali Yücel hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak, onun fikirlerinin kaynağını okumak, onun okuduğu kitapları okumak, düşünce sistemini oluşturan taşları (kitapları ve insanları) da tanımak istedim. Kitabı kütüphaneden alıp okuduğum için altını çizme ve yanlarına not alma şansım yoktu. Bu sebepten ben de daha önce yapmadığım bir şeyi yaptım ve bir kitap defteri oluşturmaya karar verdim. Elimden biraz büyük bir defteri bu amaç için kullandım. 

Kitabı bitirdim, defterime ise notlarımı geçirdim. O sırada ise bu yukarıda bahsettiğim fikir kitaplarını aramak için yola koyuldum. Kütüphaneye kitabı teslim ettim ve eğitim kitaplarının olduğu bölüme giderek birkaç kitap araştırıyordum ki bana çok şey katacağından o anlık habersiz olduğum o güzel kitapla tanıştım: Tonguç ve Enstitüleri. Kitabı incelediğimde içinde Hasan Ali Yücel'in de adının geçtiğini gördüm ve büyük bir mutlulukla kitabı aldım. Kitabın 677 sayfa olması gözümü korkutmadı, bir an önce okuyup notları defterime geçirme arzusu içindeydim. Kitabı okumaya başladım. '' Köy Enstitüleri '' ile ilk karşılaşmam değildi fakat bu kitaptan önce hakkında çok az şey biliyordum desem yeridir.

Kitap, ünlü eğitimcimiz İsmail Hakkı Tonguç'un doğduğu yerden başlayarak ailesinin ve çevresinin tanıtımı ve Tonguç Baba'nın eğitim için memleketini bırakıp İstanbul'a gelişiyle ve Atatürk ile tanışıp, Atatürk'ün Tonguç'a yol gösterdiğini ve Tonguç'un nasıl eğitim adamı olarak günden güne yükseldiğini anlatıyor. 

Diğer kısımlara geçtiğimizde ise Köy Enstitüleri'nin temelinin nasıl bir düşünce ortamında atıldığını, kimlerin destek olduğunu ve Tonguç Baba'nın dayandığı sağlam temellerden bahsediliyor.

Kitap, Enstitüler hakkında çok kapsamlı bir eser. Enstitüler'deki okutulan derslerden tutun da Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un bu süreçte sarf ettikleri bu kutsal yolun etkilerinin günümüze nasıl ve ne biçimde yansıdığını anlatan bir eser.

Kitabı okurken aldığım notları bahsettiğim defterime geçirirken her cümlede yeni bir şey öğrendim. Kitabı belki kütüphaneye 20 kere bırakıp 20 kere aldım ama sonunda kitabı bir sahafta bulup 7,5 TL'ye satın aldım.

Başucu kitabı diye bir tabir vardır, bu kitapta bu konu hakkında ve bu konunun da ilerisinde, eğitim kavramının içini dolu dolu dolduran ve eğitim işiyle uğraşan veya uğraşacak her bireyin okuması bir eser, bir başyapıt diyebilirim.

Kitabın son kısmında Enstitüleri'nin karalanması ve nasıl kapatıldığı bölümünde bazı yerlerde göz yaşlarımı tutamadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun sebebini size Pakize Türkoğlu'ndan aktarmak isterim;

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarınca her yıl üç dalda düzenlenen '' büyük ödül '' ün, Cumhuriyet 75, 1998 '' Toplum ve İnsan Bilimleri İncelemesi '' alanında Tonguç ve Enstitüleri çalışmama verilmesi beni çok mutlandırdı.

Ancak asıl kıvancım, elli yıldan bu yana anlatılmaya çalışılan yerli eğitim sistemimiz '' Köy Enstitüleri '' nin artık iyice anlaşılmış olması, bilim düzeyinde kabul görmesi ve ülkenin en zor ödülünü almasıdır. 

Bu bağlamda, seçici kurulu oluşturan değerli bilim ve kültür adamlarımıza, Türkiye İş Bankası ilgililerine ve kitabın birinci baskısını yapan YKY'na teşekkürlerimi sunarım.

Türkiye'nin Köy Enstitüleri, gerçeklerimizden ve gereksinimlerimizden yola çıkılarak, Atatürk ilkelerinden damıtılmış devrimci bir düzenlemesidir. Eğitimin hiçbir zaman çözümsüz olmadığının reçetesidir.

Geçmişte, '' köylerin canlandırılması '' üstüne temellenmiş olan bu sistemin, günümüzün değişen koşullarında, olduğu gibi uygulanması istenemez belki. Ama gittikçe köyleşen kentlerimizi, sahipsiz kalan kırsal kesimi, her depremde bir yanı çöken ülkemizi düzene sokmada ve öğretmen yetiştirmede, onun ilkelerinden ve yönteminden her zaman yararlanılabilir.

Kendisi de bir Köy Enstitüsü mezunu olan Pakize Türkoğlu'nun düşüncelerinin ardından bu konu hakkında uzun uzun düşünüyorum. Yeni bir eğitim sistemi yaratmak ve bunun hakkında yıllarca düşünmek o sistem yaratılıncaya kadar geçen sürede okuyan öğrencilere bir şey katmaz. Bunun yerine yeni sistemler aramak yerine, geçmişte Avrupa ve Amerika'nın dahi imrenerek baktığı bu sistemi tekrar gündeme getirip hayata geçirebiliriz diye düşünüyorum.

Bu akşam CNN Türk ekranlarında Deniz Bayramoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programında da kısa da olsa bahsedildi bu konudan. Bahseden, fikirlerini ve kendisini çok yakından takip ettiğim Serdar Kuzuloğlu idi. Diyor ki, '' Köy Enstitüleri diye bir şey var. Köy Enstitüleri'nin bu ülkeye neler kattığını bu ülke insanı bilmiyor. Köy Enstitüleri nedir? Köyde eğitim alma durumundan mahrum kalma ihtimali yüksek olan kişilere eğitimi götürmek için. Ve bu eğitim içerisinde drama var, müzik var, edebiyat var, sanat var, her şey, yabancı dil var, tarım var, inşaatçılık var. Çünkü her Köy Enstitüsü öğrencisi köyüne döndükten sonra kendi köyünde de bir Enstitü inşaa etmek üzere eğitim alıyor. Ve biz bunları niye terk ediyoruz? Biz bunları Amerika'nın telkiniyle, Amerikan yardımı alma şartı olarak ve bizim toplumumuzdaki iletişim nasıl yapılıyor? Orada kızlar erkekler bir arada okuyor, komünizm, ahlaksızlık yayılıyor diye. Amerika'nın da çok büyük derdi idi bizim kızlar erkekler bir arada okuması değil mi? Ama biz bunlara kanmaya alışığız. Biz çok güzel başladığımız şeyler var, devamını getirememişiz. Devamını getirdiğimiz hiçbir şeyin bugün arkasında durabilen insanlar yok. Ama bugün çok basit internet aramalarında karşınıza çıkan bilgilerle hani Köy Enstitüsü gibi bir şeyin bu ülkenin gerçekten kaderinin değişebileceği ortaya çıkıyor. Ve neden tekrar denenmez, neden tekrar olmaz? ''

Yazımı, Köy Enstitüleri politikasını ödünsüz yürüten, dönemin Milli Eğitim Bakanı, dünya kültür adamı Hasan Ali Yücel; sistemin düşünürü, yönetip yönlendiricisi, eğitim adamı İsmail Hakkı Tonguç; çalışkan Enstitü yöneticileri ve öğretmenleri ile Enstitü çıkışlı binlerce devrimci öğretmen, eğitmen ve sağlıkçıya armağan ediyorum. Mekanları cennet olsun. 

Saygıyla...




Yorumlar

  1. Emeğinize sağlık Öğretmenim, böylesi önemli bir konuyu ele aldığınız ve değerli kitaplar tavsiye ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Sevgiyle Yasmin Sayar

    YanıtlaSil
  2. Yasmin teyzecim çok mutlu ettin beni asıl ben teşekkür ederim :))

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tartışmayı Ne Kadar İyi ve Nasıl Biliyoruz?

İnsanoğlunu Ayakta Tutan ''Tek'' Şey