Tartışmayı Ne Kadar İyi ve Nasıl Biliyoruz?

Bugün 1 Ağustos. Yeni bir aya girdik. Ne tesadüftür ki günlerden de pazartesi. Yani haftanın ilk günü, yani en sevdiğim gün!

Birçok insan pazartesi gününü sevmez. Çok klişe bir laf olan ''pazartesi sendromu'' nu da kim çıkardı, neden çıkardı, pazartesi ile derdi neydi anlayamıyorum. Sanırım ilk iş günü olduğu ve hafta sonunu çok seven birinin söylediği çok açık. 

Ya siz sevgili okuyucum? Siz sever misiniz pazartesi gününü? ''Evet seviyorum'' ya da ''Hayır, sevmiyorum hiçbir zaman da sevemem'' dediğinizi duyar gibiyim sanki. Ne derseniz diyin sizin fikirlerinize saygım sonsuz. Çok sevdiğim bir düşünürün yine çok sevdiğim bir sözü var; ''Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi özgürce söyleme özgürlüğünüzü sonuna dek savunacağım." 

Ne güzel söylemiş Voltaire. Aslında ilk okunduğunda fazla anlam içermeyen ama sözün üzerinde düşününce anlamının derinliklerine daldığımız bir söz.

Bu dünyaya bir kere geliyoruz. Doğuyoruz, büyüyoruz, okullara gidiyoruz, ne iş yapsam diye düşünüyoruz, ki önemli olan bu hayatta sevdiğimiz işi yapmaktır hem de en iyi şekilde, evleniyoruz, çocuklarımız oluyor, onları büyütme ve eğitme çabasına giriyoruz. Eğitme derken, onlar eğitilirken aslında biz de yeni şeyler öğreniyoruz. Şimdi neden böyle dedim? Evlendim mi? Çocuğum mu oldu? Hayır, hayır daha ne evlendim ne de çocuğum oldu. Bunları sanki yaşamışım gibi anlatmamın sebebi, benden yaklaşık 7 yaş küçük bir kardeşimin olması. Bir abla olarak ona ablalıktan çok ona anne gibi yaklaştım. Doğduğu ilk andan beri onun kendini geliştirmesi ve iyi bir insan olabilmesi için büyük katkılar sağladım ona karşı. Neyse konumuz bu değil sevgili okuyucum. Gelelim asıl anlatmak istediğim konuya.

Ünlü düşünür Voltaire'in sözünden yola çıkarak şunu söylemek istiyorum. Evet, doğru dünyaya bir kere geliyoruz ve artık değişen bu dünyaya ne kadar çabuk uyum sağlarsak bu, bizim için aleyhimize işler. Yani şunu demek istiyorum sevgili okuyucum. Artık yaşadığımız bu modern dünyaya, 21. yüzyıla uyum sağlayabilmenin tek yolu okumaktan geçiyor. Ama nasıl okuyacağız? Neyi, ne kadar okuyacağız? Okuduklarımızı paylaşabileceğimiz, okuduklarımız üstünden ister aynı düşünceden ister farklı düşünceden olan insanlarla tartışabilme gücüne ne kadar sahip olacağız? Ya da ne kadar sahip olmalıyız? 

Benim zihnimi birkaç haftadır meşgul eden bu. Düşünmek de bir eylemdir, bir iştir. Lütfen düşünün. Okuyun, okuduğunuz şeyler üstünde düşünün. Sizi, cümlenizin son harfine kadar dinleyecek kişilerle tartışın. 

''Tartışmak''. Sevdiğim bir kelime. Ama Türk toplumu olarak tartışmayı nasıl anladığımız ortada. Tartışmak illa ki karşıt düşünceden birine bağırmak, onun fikirlerini yok saymak, kendi fikirlerimizi ona empoze etmeye çalıştığımız bir eylem değil, olmamalı. 

Kendi fikrimize nasıl ve ne kadar değer veriyorsak ve karşımızdan da bunu bekliyorsak biz de karşımızdakine bu şekilde davranalım. Tamam, fikirlerine katılmayalım ama en azından kendisini açıklamasına izin verelim. İnanın dünya, bu yaşadığımız gezegen daha bir anlamlı gelecektir bize. 

Bugünlük böyle kısa bir yazı yazsam da devamının geleceğine şüpheniz olmasın sevgili okuyucum. Hoşça kalın! :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sıfırdan Bir Eğitim Sistemi Yaratmak veya Yaratmamak...

İnsanoğlunu Ayakta Tutan ''Tek'' Şey