Kayıtlar

Sıfırdan Bir Eğitim Sistemi Yaratmak veya Yaratmamak...

Resim
'' Memleketin genel havası solunamayacak kadar ağırlaşmış, her yerini karanlık basmıştı... Yurtseverler için büyük felaketler karşısında anasının kucağına sığınmaktan başka çare bulamayan bir çocuk gibi, yüzyıllardan beri Türk köylüsüne yuva olan Anadolu'ya, köylüye sığınmaktan başka çare yoktu. Onlar halk kaynağına dönerek güç topladılar...
Anadolu'da bir halk devleti kuruldu. Bu devletin eğitim düzeni için de kendi kaynağına dönmek gerekiyordu. '' 
Yaklaşık 5 aylık bir sürede bitirdiğim ama her cümlesinde eğitim ve öğretim mesleğinin bir meslek olmaktan çok bireye kattığı sayısız yararlı unsurun bulunduğunu bu kitap sayesinde tekrar öğrenmiş oldum. Bahsettiğim kitap; Pakize Türkoğlu'nun Tonguç ve Enstitüleri adlı nadide eseri. Bu kitapla tanışma hikayem daha dün gibi aklımdadır. Bu eserden önce okuduğum Prof. Dr. Celal Şengör'ün Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması bana, benim zihnimde bambaşka kapılar açtığını söyleyebilirim. Bu kitapla birlikte aslınd…

77 Yıl Önce Bugün...

Resim
Hasanoğlan, Ankara yakınlarında küçük bir kasaba... Ama orada kurulu Yüksek Köy Enstitüsü sayesinde Türkiye'ye Talip Apaydın'ı, Fakir Baykurt'u, Mahmut Makal'ı, Mehmet Başaran'ı kazandırmış bir kasaba...
Birkaç yıl önce Vedat Günyol, yanında Talip Apaydın ve Mehmet Başaran olduğu halde Hasanoğlan'ı ziyaret etti.
Günyol, Yüksek Köy Enstitüsü'nde Fransızca öğretmeniydi. Eski öğrencileri Apaydın ve Başaran'la, eski okul binalarının önündeki banka oturup eski günleri yâd ettiler.
Aynı kampüs içinde yeni kurulmuş okulun öğrencileri, keyifle sohbet eden bu yaşlı konukların önünden ilgisiz bakışlarla geçiyorlardı.
Günyol, uzaktan kendilerine bakan öğrencilerden birkaçını yanına çağırdı:
"Bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz?" diye sordu.
"Eskiden burada okumuşsunuz," dedi çocuklardan biri.
Talip Apaydın düzeltti hemen:
"Okuyan biziz. Vedat Bey hocamızdı," dedi.
Günyol, "anketi" sürdürdü:
" Hiç Hasan Âli Yücel adını …

Eğitim Üzerine

Resim
Eğitim, TDK'nın yaptığı tanıma göre, Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye.

Prof. Dr. Selahattin Ertürk’e göre de: “Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir” (Ertürk, 1984: 12).
Eğitimin insan hayatında çok önemli bir yer tuttuğunu bireyin doğumundan itibaren sürekli bir şeyler öğrenmeye çalışmasına, kendini ve çevreyi keşfetmesine gözlemlerimiz sonucu ulaşıyoruz. 
İnsan, eğitime ihtiyaç duyan tek varlıktır. Çünkü eğitimden biz ahlaki terbiye ile birlikte bakıp büyütmeyi (çocuğun bakılıp doyurulması), umumi talim ve terbiyeyi anlamalıyız. Buna göre insan birbiri ardı sıra bebeklik [bakım ve beslenmeye muhtaç olma], çocukluk [talim ve terbiyeye muhtaç olma] ve talebelik [tahsil ve irşada muhtaç olma] evrelerinden geçer.
İnsan anc…

Dünyaya Farklı Bir Pencereden Bakabilmeyi Öğrenmek

Resim
Merhaba sevgili okuyucum! Bugün 23 Ağustos, Salı. Ben bu satırları yazarken saat sabah 07:10'u gösteriyor. Hava biraz serin, yağmurun yağmasını dört gözle bekliyorum. Nedendir bilmiyorum ama yağmurun yağmasına yakın bacaklarım ve ayaklarım inanılmaz bir şekilde ağrıyor. Bu ağrımaya karşı nedense yağmuru çok seviyorum. Yağmurlu havalar bana gökyüzünün kendini temizlemesi gibi geliyor. Sanki bulutlar, yeryüzündeki tüm kötülükleri temizlemek için yağıyor. Hayal gücüm işte...

Yağmur demişken, yağmurlu havalarda en sevdiğim şey kitap okumaktır mesela. Hele ki sevdiğim bir kitabı elime aldıysam demeyin keyfime :)

Neyse sevgili okuyucum, geçen günkü çizimimin üstünden 5 gün geçtiğini fark ettim ve doğrusu biraz kendime kızdım çünkü kendime söz verdiğim şeyleri yerine getirmeyince üzüntünün yanında bir miktar da kızgınlık olabiliyor. Çizimlere tekrar ara vermemin sebebi ülkemizde yaşanan terör olayları ve yitip giden canlar oldu. Van, Bitlis derken en acı haber Gaziantep'ten geldi. Bu h…

Küçük Prens'in Bize Anlatmak İstediği

Resim
Uzuuuuuuuuuun bir aradan sonra tekrar buradayım, sevdiğim işi yapıyorum: Yazmak!

Yazmanın, insana manevi bir huzur sağladığı kesin, hele hele insanın tertemiz duygularla kağıda veya bu gibi teknolojik ortamlara döktüğü yazılar benim çok dikkatimi çekiyor ve okurken zevk alıyorum. Bence hepimizin elinin altında küçük bir not defteri veya ne bileyim küçük bir ajandası olmalı, gün gün yazabilmeliyiz sevgili okuyucum :) 

Çünkü yazan insan hayata her zaman değişik bir pencereden bakar, yazdıkça kendisinin ne kadar değiştiğini kendi gözlemleyebilme imkanı bulur ve bu da bence insanın en güzel duygularından biridir. 

Her gününüzün dolu dolu olmasını ve yaşamın size bir şeyler katmasını diledikten sonra başlayalım yazıma!

Hepimizin adını duyduğu, çoğumuzun daha küçük bir çocukken okuduğu ve büyüdüğünde de tekrar tekrar okumaktan bıkmayacağı bir kitaptan bahsetmek istiyorum size. Kitabımızın ismi, yazının isminden de anlaşılacağı gibi, Küçük Prens!

Nedir sizce dünyada kutsal kitaplardan sonra en ço…

İnsanoğlunu Ayakta Tutan ''Tek'' Şey

Resim
Merhaba sevgili okuyucum! Tekrar sizinleyim. Nasılsın? Umarım iyisindir. İyi ol. Neden mi? Çünkü şu kısacık ömrümüzde yaşadığımız ve yaşayacağımız milyonlarca olay ile karşı karşıya geliyoruz. Seviniyoruz, üzülüyoruz, ağlıyoruz, kahkaha atıyoruz, bazen durup düşünüyoruz bazense karşımızdaki olgu umrumuzda bile olmuyor. Kısacası sevgili okuyucum, dünya küçük bir yer ve biz bu gezegenin, bu mavi gezegenin bir parçasıyız hem de en önemli parçasıyız. 

İnsanoğlunun bu gezegene ayak basmasından yaklaşık 45,000 yıl geçti. 45,000 ... Ne kadar uzun bir süre... Bu sürede dünya üstünden, milyarca belki de trilyonlarca insan geçti ve hepsi arkasında belirli belirsiz anılar bıraktı. 
Gün geldi, yaşayan bir insanın bir fikri bile şu anda ayak bastığımız bu gezegeni değiştirmeye yetti. '' Bilgi, güçtür. '' diye boşuna söylememiş olmalı Francis Bacon.
Bilginin güç olduğunu anlamamız için bu bilgiyi aslında nerelerde ve ne amaçla kullandığımız da önemli tabi ki. Eğer siz, bir bilim adamı …

Tartışmayı Ne Kadar İyi ve Nasıl Biliyoruz?

Bugün 1 Ağustos. Yeni bir aya girdik. Ne tesadüftür ki günlerden de pazartesi. Yani haftanın ilk günü, yani en sevdiğim gün!

Birçok insan pazartesi gününü sevmez. Çok klişe bir laf olan ''pazartesi sendromu'' nu da kim çıkardı, neden çıkardı, pazartesi ile derdi neydi anlayamıyorum. Sanırım ilk iş günü olduğu ve hafta sonunu çok seven birinin söylediği çok açık. 

Ya siz sevgili okuyucum? Siz sever misiniz pazartesi gününü? ''Evet seviyorum'' ya da ''Hayır, sevmiyorum hiçbir zaman da sevemem'' dediğinizi duyar gibiyim sanki. Ne derseniz diyin sizin fikirlerinize saygım sonsuz. Çok sevdiğim bir düşünürün yine çok sevdiğim bir sözü var; ''Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi özgürce söyleme özgürlüğünüzü sonuna dek savunacağım." 

Ne güzel söylemiş Voltaire. Aslında ilk okunduğunda fazla anlam içermeyen ama sözün üzerinde düşününce anlamının derinliklerine daldığımız bir söz.

Bu dünyaya bir kere geliyoruz. Doğuyoruz, büyüyor…