31 Temmuz 2016 Pazar

Yaşanacak Ne Çok Şey Var Şu Hayatta!

En son ne zaman kendime vakit ayırıp sevdiğim bir diziyi bilgisayar başına oturup saatlerce izledim? Bahsi geçen dizinin ismi; '' Grey's Anatomy''. Normalde TV'nin başına geçip dizi bile izlemeyen beni ekrana kitleyen bir dizi oldu kendisi. Adından belki anlaşılabilir. Dizi, bizim Doktorlar dizisinin aynı formatında olan bir dizi. Kısa bir araştırma yaptıktan sonra öğrendim ki, bizim Doktorlar dizisi bu dizinin uyarlaması imiş. Fakat Doktorlar'ı da izleyip bitirmiş biri olarak söyleyebilirim ki Grey's Anatomy çok çok daha iyi. Oyuncuların performansları, yaşanan olaylar karşısındaki verilen duygular, yüz ifadeleri beni çok etkiledi. Sanki bir an için kendimi ''intern'' öğrencilerinin yerime koymamı sağladı dizi :)

Şunu söyleyebilirim ki, eğer yeni bir diziye başlama gibi bir isteğiniz varsa bu diziyi izlemenizi tavsiye ediyorum. Bir gecede yaklaşık 6 bölüm izledikten sonra ancak kendimi durdurabildim :) 

Bu sorunun, yani en son ne zaman bir dizi izledim ki sorusunun cevabını düşünürken buraya yazmayalı uzun zaman olmuş. Onu fark ettim sevgili okuyucum.

Uzun bir aradan sonra tekrar sizinleyim. Yani umarım.

En son paylaştığım yazımı 13 Temmuz'da yazmışım. Yaklaşık 3 hafta geçmiş üstünden. 

Peki ben bu 3 hafta süre zarfında,en sevdiğim kelime olan ''süre zarfında'', neler yaptım, nerelere gittim? Bu ve bunun gibi sorularla birlikte şu kısa 3 haftalık maceramı anlatmak istiyorum.

Başlamadan belirtmem gereken bir durum olduğunun ihityacında olduğumu hissediyorum. Aramıza yeni katılan okuyucularım, yaptığım resimlere ve yazılarıma aşağıdan ulaşabilirler fakat bir heyecanla başladığım ve şu an yetiştirmem gereken bir sorumluluk olduğu için ''30 Günde 30 Çizim'' projeme ara vermek zorunda olduğumu belirtmek istiyorum. 

Yaptığım resimlerime ve çizimlerime ve tabi ki yazılarıma ayın 15'inden sonra ulaşabileceksiniz. Şimdilik sadece burayı bir günlük, bilemediniz yeni şeyleri keşfettiğim bir saha olarak kullanacağım.

Gelelim bu 3 haftalık süreçte neler yaptığıma.

13 Temmuz'dan bu yana yaşadıklarımı şöyle bir özet geçersem sevgili okuyucum; 13 Temmuz çok sevgili babamın yaş günüydü. Güzelce kutladık, annem eski fotoğrafları tozlu kutulardan çıkarıp anılarımızı yad ettik. 

Ardından 15 Temmuz 2016 gecesi saat 22:30 sularında TSK'nın ülke yönetimine el koyduğunu TV'den canlı canlı izledik. Yüzlerce masum insanımızın bir grup haince katledilmesine çok acıdır ki şahit olduk. 20 yaşındayım ve o güne kadar beni bu kadar korkutan, bu kadar endişeye düşüren bir olay daha ne yaşamışımdır ne de duymuşumdur.

Aslında bu konu ile yazılacak çok şey olduğunun farkındayım. Belki siz bu satırları okurken '' Amma da kısa yazdın ha bu konuda'' , ''Ne kadar önemli bir olayı neden bu kadar az anlattın?'' diyebilirsiniz ama öldürülen insanları, bombalanan yerleri ve yaşanan vahşeti gördükçe dilim daha fazla bir şey söylemek istemiyor.

15 Temmuz'u, o kara günü atlattıktan sonra, 18 Temmuz'da çıkacağım tatil için hazırlıklara başladım. Bavullarımı hazırlarken çoktandır tatile çıkmadığımı, yahu bir bavul nasıl hazırlanır, önce neleri koymalıyım gibi soruları sormaktan alamadım kendimi.

Neyse 18 Temmuz geldi çattı. Tatil yolculuklarını her zaman çok sevmişimdir. Hele ki kulağınızda müzik, camdan o sonsuz bucaksız sarı, yeşil tarlaları gördükçe sanki insanın içini bir huzur kaplar. 

Gündelik hayatta olduğu gibi tatile giderken de kitap aldım yanıma. Okuduğum ve şu anda da okumakta olduğum kitap, Metin Özata'dan Atatürk, Bilim ve Üniversite.




Kitapta şu an 120. sayfadayım. Kitabımı tamamen okuyup bitirince yorumlarımı mutlaka sizlerle paylaşacağım :)

Gelelim tatil denilen dünyanın en güzel ve en huzur veren etkinliğine.

Etkinlik denir mi bilemem ama insanoğlunun kafasını dinlemek için yarattığı küçük bir kaçamaktır kanımca.

Ben 2016 senesinin yaz tatilini Erdek, Ocaklar'da 1 hafta ile geçirdim. Bundan çok hoşnut duydum çünkü deniz havası, deniz, kum, güneş, balıklar, güneşlenmek kesinlikle bana göre bir şey. Burçlara pek inanmam ama denizi, hatta kısaca suyu sevmemin sebebi sanırım Balık burcu olmam.

Neyse, bu güzel tatilimi çektiğim güzel fotoğraflar ile ölümsüzleştirdim. 




























13 Temmuz 2016 Çarşamba

Sanatçı Neye Özlem Duyarsa Onu Yansıtır 8/30

Bugün günlerden 13 Temmuz Çarşamba. Yazın ortasına geldiğimizi yavaş yavaş hissettiğimiz günlerden biri. Hava güneşli ve canlı. Yaz mevsiminin belki de en sevdiğim özelliği, havanın sürekli güneşli olmasından dolayı insandaki yaşama sevincinin biraz daha artırması.

Yaz dediğimizde aklımıza ilk gelen tatil. Tatilden ziyade havuz, deniz, kum, güneş... Hepimizi heyecanlandıran ve mutlu eden bu şeyler dönem içinde ne kadar çok çalıştığımızı ve tatili ne kadar çok hak ettiğimizi de belirten kelimeler aslında.

Resim yapmaya ve blog yazmaya başlayalı tam 1 hafta oldu. Bu bir haftalık süreçte yaptığım işleri göz önüne alınca bugünkü resmimi yapmak için kafamda bir fikir belirdi. Öncelikle sevgili okuyucum, insan sevdiği işleri yapmalı. Neyi seviyorsan, ne seni bu hayatta daha çok mutlu edecekse o işin peşini bırakmamalısın. İkinci olarak ise yaptığın işi en iyisinden yapmalısın. Hem kendine olan özgüvenin gelişir hem de bir şeyleri iyi yapmanın verdiği mutluluğu aslında hiçbir şeyde göremezsin.

İster şair, ister yazar isterse ressam olsun, sanatçı ''gerçekten'' de neyi özlüyorsa, nerede kendisinden bir parça görüyorsa onu eserine yansıtmayı asla ihmal etmemiştir. Sizlere büyük şair Cahit Sıtkı Tarancı'dan bir şiir paylaşacağım sevgili okuyucum.

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Bu şiiri her okuduğumda içime bir umut doğuyor. Şair, kendi yaşadığı zamanın da şartlarını göz önünde bulundurarak aslında bize ne çok şey anlatmak istemiş! 

Böyle böyle düşünürken yapacağım resimde mutlaka bulunmasından mutluluk duyduğum bir nesne olan çiçekler geldi. Çiçeklerin haricinde çoktandır özlem duyduğum deniz de olacaktı tabi. Fakat bu resimde denizi öyle geniş bir alanda değil, sadece pencereden gözüken alanını çizip size gösterme imkanım oldu. Çiçeklerimi bir vazoya yerleştirip ardından arka plana bir pencere çizdim. Daha tam anlamıyla açık pencere, kapı vs. çizemediğimden dolayı bu seferlik pencereyi kapalı çizdim. Ama objeleri açık çizmeyi de öğrenip size geri dönüş yapacağım :)

Resmimi renklendirirken bolca beyaz pastel boya kullandım. Beyaz pastel boyanın resmi daha gerçekçi ve sınırları belirlemede daha iyi bir yardımcı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Beyaz pastel boyayı, renklerin rengini açmak için de kullandım tabi ki. Çizdiğim leylak rengi masanın rengini açmak için beyaz pastel boya ve rengi dağıtmak için pamuktan yardım aldım diyebilirim.

Pencereden dışarı baktığınızda aslında hepimizi mutlu eden o görüntüyü çizdim: Deniz! Resimleri yaparken sanki oradaymışım gibi çizmeye çalışıyorum. Ve bence inceleyeceğiz resimlere bir de bu gözden bakın.

Resmimin arka planını ise gökyüzü mavisi rengi ile taçlandırdım ve resmim aynen aşağıdaki gibi oldu:

12 Temmuz 2016 Salı

Gerçek Bir Kahraman ''Oğuz Kağan'' 7/30

Merhaba sevgili okuyucum! 1 günlük ara verdiğim çizim etkinliğinden sonra bugün tekrar çizmeye başladım. Çizmeye ara vermemin sebebi, kafamda oluşturup kağıda dökebileceğim bir çizimin meydana gelmemesiydi. Bugün ise, kütüphanemde bulunan ilgimi çeken ve çokça da sevdiğim bir kitap olan ''Oğuz Kağan Destanı'' eserini biraz incelemeye karar verdim. Kitabın yazarı Bilgin Adalı, resimleyeni ise Mustafa Delioğlu. Kitap çok sevdiğim bir arkadaşımın hediyesi idi. Hediye dediysem öyle doğum günü hediyesi değil :) Bundan yaklaşık 5 yıl öncesinde lisede gördüğüm Türk Dili ve Edebiyatı dersinde gördüğümüz ''Efsaneler ve destanlar'' konusunu işlerken benim bu konuya ne kadar ilgili olduğumu ve sevdiğimi fark eden bir dostum tarafından hediye edilmişti. O gün bugündür kitabı ne zaman elime alsam o eski günlere, lise zamanıma gitmemek elde değil.

Neyse lafı fazla uzatmadan Oğuz Kağan'ın kim olduğunu, Oğuz Kağan'ın ölümünden önce oğullarına ülkeyi nasıl paylaştırdığını ve destanından kısaca söz edip kitabı size tanıtayım.

Oğuz Kağan, Oğuz Han veya diğer bir adıyla Mete Han, hepimizin bildiği gibi ilk Türk devletinin kurucusudur. Kendisiyle ilgili okuduğum yazılardan şunları söyleyebilirim ki, kendisinin hayatı olağanüstlükler ile doludur. Türk mitolojisine göre doğduğunda yüzünün rengi al renkli, ağzı ateş gibidir. Çok çabuk büyüyüp ormanda gergedana benzer bir yaratıkla dövüştüğü ve yaratığı yendiği söylenir.

İki eşi vardır Oğuz Kağan'ın. İlk eşinden 3, ikinci eşinden de 3 erkek çocuk doğar. Oğuz Kağan bir gün rüyasında gördüğü Gümüş Ok'u bulup getiren ilk üç oğluna oku bölerek paylaştırır. Aynı şekilde rüyasında gördüğü Altın Yay'ı da ikinci karısından olan çocuklarına paylaştırır. Bundan sonra Oğuz Kağan'dan ''Üçoklar'' ve ''Bozoklar'' adında iki boy türer. Üçoklar, Oğuz Kağan'ın ilk eşinden olan 3 oğlunun boyudur. Oğullarının ismi; Gök Han, Dağ Han ve Deniz Han'dır. Bozoklar ise, Oğuz Kağan'ın ikinci eşinden olan 3 oğlunun boyudur. Oğullarının ismi ise; Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han'dır. Bu 6 oğlundan 24 Türk boyu oluşur. Türklerin ataları bu boylardır.

Gelelim en can alıcı yere; tarihte bilinen ilk Türk destanlarından biri olan Oğuz Kağan Destanı'na. Oğuz Kağan Destanı, M. Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapan Hun Hükümdarı Mete'nin hayatı üzerine kurulmuştur. Tüm Türk destanlarında olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze dek ulaşamamıştır. Oğuz Kağan Destanı'na buradan ulaşabilirsiniz: ( http://www.dilimiz.com/tarih/oguzkagan.htm )

Elimde bulunan Oğuz Kağan Destanı adlı eserin ise sayfa sayısı 65, basım yılı 2007. Kitabın içeriğinde Oğuz Kağan Destanı'ndan başka, Yaratılış Destanı da yer alıyor. Bu destanı da okumanızı öneririm çünkü bu destan, insanın, yeryüzünün ve şeytanın nasıl oluştuğunu harika bir dille anlatıyor.

Kitabı okuyup ne çizeceğim hakkında karar verdikten sonra nasıl bir kağıda ve kaç numaralı resim kalemiyle çizeceğimi düşündüm. Karakalem çizim için uygun gördüğüm parşömen kağıdını ve Faber Castell'in 5B kalemini çıkardım ve çizmeye başladım. Çizdiğim aynen aşağıdaki gibi oldu:

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Şimdiki Çocuklar Kesinlikle Çok Şanslı!

Yaşamakta olduğumuz 21. yüzyılda, bilginin gücünü doğru yerlerde kullandığımızda hayatımızda ne gibi değişikliklerin meydana geleceğini bazen kestiremiyoruz. Ünlü İngiliz filozof, devlet adamı ve yazarı olan Francis Bacon'ın da dediği gibi ''Bilgi, güçtür''. Yürekten inandığım bu sözün ne kadar da doğru olduğunu görmek beni oldukça şaşırttı. Hepimizin bildiği gibi 21. yüzyıl ''bilgi çağı'' diye adlandırılırken bunun hakkını vermek de gerekiyor aynı zamanda. Bu yüzden çok okuyup çok araştırmalı, çokça da sorgulamalıyız. Ancak bu şekilde bilginin gerçekten bir güç olduğunu anlayabiliriz ve vereceğimiz kararları da sağlam temellere oturtabiliriz. Böyle bir giriş yapmamın sebebi sevgili okuyucum, resimleri çizerken kafamda oluşan bazı fikirleri artık bir temele oturtup üstüne katlar çıkmak istemem oldu :)

Peki üstüne katlar çıkmaktan kastettiğim şey ne peki? Öncelikle 5 gün önce başladığım 30 günde 30 çizim fikrini günden güne geliştirmek ve blog siteme yeni konular hakkında yazılarımı yazmak oldu. Uzun zamandır ise aklımda olan bir fikir olarak, yazarlık kariyerimi başlatmak adına kendime güvendiğim bir edebiyat alanı olan öykü alanında yazılarımı yazıp belirlediğim veya belirleyeceğim dergilere göndermek oldu. Bu fikrin bende oluşmasının sebebi, hayattaki en büyük destekçilerim olan annem, babam ve kardeşimin buraya yazdığım yazıları gayet başarılı bulmaları ve beni böyle bir şeyi yapmaya şevklendirmeleri oldu.

Aklımdaki tür olan ''öykü'' alanında çocuk öyküleri ilgimi uzun zamandır çekiyordu. Bunun sebebi sanırım okuduğum bölüm olan Sınıf Öğretmenliği'nde bu sene çocuk edebiyatı dersini görmemiz oldu. Dersimizin hocası Kelime Hocanın derslerde sürekli ''Aslında isteseniz siz de çocuk şiirleri ve öyküleri yazabilirsiniz'' derdi. O zamanlarda pek ilgimi çekmese de okuduğum kitapların edebi gelişimime etkisini yazarken fark ettim. O yüzden kitap okuyun sevgili okuyucum, okumaktan kaçmayın ve çekinmeyin. Sizi ne kadar geliştirecek ve hayata bakış açınızı nasıl değiştirecek bunu kendiniz görün :)

Gelelim başlıkta bahsettiğim gibi neden şimdiki çocukların çok şanslı olduğuna. Bunun sebebi, şimdiki çocukların istedikleri bilgiye anında erişmeleri ve çocukların artık bir ''birey'' olarak toplumda yer edinmeleri. Bu zamanda çocuğa verilen değerin ne kadar büyük olduğunu görmemi sağlayan, 1 ay önce keşfettiğim bir çocuk, edebiyat ve kültür dergisi oldu.

Derginin ismi; 7'den 70'e. Bu derginin amacı çocukların uygar, sanata ve edebiyata meraklı, doğaya, farklı olana saygılı bir yaşam sürmesine katkıda bulunmak. Derginin Türkiye'de yayınlanan ilk edebiyat, kültür ve çocuk dergisi olması ilgimi bayağı çekti ve çocuk öyküsü yazarak bu dergiye gönderme isteği içerisindeyim. Umarım yazacağım yazı kabul edilir ve sizlerle paylaşma imkanım olur sevgili okuyucum :)



Dergi 2 ayda 1 çıkıyor ve fiyatı 8 TL. Dergide çocukları sıkmadan okumaya alıştırmak, edebiyatçılarla tanıştırmak, ailelerin çocuklarıyla birlikte okumaktan keyif duyacakları uygar masallar vermek ve otizm, doğanın korunması gibi konularda farkındalık yaratmak temel gayeler arasında bulunuyor. Biz büyüklerin çocukları bunun gibi yararlı edebi eserlere yöneltmek bizim en temel görevimiz olmalı bence.

10 Temmuz 2016 Pazar

Sulu Boya ile Resim Yapmak Sanıldığı Kadar Kolay mı? 6/30

Bugün yazmaya biraz geç kaldım diyebilirim. Ve bu yüzden kendime çok kızdım açıkçası. Gece en az 15 dakikalık bir geç yatmanın bile ertesi sabaha olan etkisini açık bir şekilde gördüm. Normalde bu kadar planlı yaşayan bir insan olmamama rağmen bir kaç gündür devam ettiğim, severek yaptığım bu resim işi beni gayet planlı ve programlı bir insan yaptı diyebilirim.

Bugün günlerden 10 Temmuz ve saat sabahın 07:58'i. Bugün siz sevgili okuyucularıma sulu boya ile resim yapmak nedir, nasıl yapılır, zor mu kolay mı, nelere dikkat etmeniz gerekir gibi konularda bildiklerimi anlatacağım ve ardından yaptığım resmi nasıl yaptım onu yazacağım. Haydi bakalım, hazırsanız başlıyoruz :)

İlk önce, sulu boya denildiğinde aklımıza hemen çocukluğumuz, ilkokul zamanlarımız geliyor bence. Yani en azından benim zihnimde canlanan olgu bu. Çocukken benim de en sevdiğim teknik olan sulu boya ile resim yapma tekniği gayet basit, doğal ve eğlenceli bir yöntem idi. Kağıtlara yaptığım şekillerden ziyade aklımda sulu boya ile kalan anılardan bir tanesi, annem ile masanın başına oturup dikiş iplerinden istediğimiz uzunlukta kesip bu ipleri istediğimiz renklere boyamamızdı. Sadece boyamakla kalmayıp bu ipleri ikiye katlanmış A4 kağıdının arasına koyup biraz bekledikten sonra hızlıca çekip oluşan şekilleri gülümseyerek ve hayretle incelemekti. Çocuk aklı işte, o zamanlar büyüklerinizin yaptığı her şeye bir hayretlik ve hayranlık duymamak elde değil. 

Bu kısa girişten sonra sulu boya resim yapmak nedir sorusunun cevabını araştırdım birazcık. Aslında kendi bildiklerimi de yeni öğrendiğim şeylerle harmanlayıp siz sevgili okuyucularımı sunmak isterim.

İlk önce, sulu boya nedir ile başlayalım isterseniz. Sulu boya, isminden de anlaşılacağı üzere boyaların su ile karıştırılıp istenilen mekana çalışıldığı için bu isim verilmiştir. Bu arada yabancıların buna watercolour kelimesinden başka ''aquarella'' isimlerini de verdiklerini öğrendim. Bu boyalarla yapılan resimlerin kendine özgü teknikleri vardır.

Gelelim sulu boyanın özelliklerine. 
  • Sulu boya şeffaftır.
  • Eğer yapacağınız resmin taslağını çizip sonradan sulu boya ile boyayacaksanız taslağı çizdiğiniz kalemi beyaz ya da ten rengi bir kalem olmasını öneririm. Çünkü numaralı resim kalemleriyle çizilen taslaklar silinse de çıkmadığı için resmin göze hoş gözükmemesini sağlıyor.
  • Mesela, resminizi koyu bir renkle mi boyadınız ve rengini açmak istiyorsunuz. Pastel boya olsa bunu yapmak için beyaz pastele ihtiyacınız var ama sulu boya da koyu rengi açmak için beyaz renge değil suya ihtiyacınız var! Koyu boyadığınız yeri istediğiniz miktarda sulandırarak renginin açılmasını sağlayabilirsiniz.
Sulu boya le çalışacağınız kağıdın bence tek bir özelliği olmalı. O da; kağıdın kalın, sert ve pütürlü olmasına dikkat etmelisiniz. Şahsen elimde böyle bir kağıt kalmadığı için beyaz A4 kağıdına çalıştım.

En önemlisi tabi ki fırçalar. Gelin bu çalışmayı yaparken fırça seçiminde ve kullanılışında neye dikkat etmeliyiz bi bakalım.
  • Öğrendim ki, fırça için en uygunu samur kılından yapılanı imiş. Bunun sebebi ise, samur kılından yapılan fırçaların su ile ıslandığında kılların toplanıp fırça ucunun sivrileşmesi imiş.
  • Hepimizin bildiği gibi küçük numaralı fırçalar ile küçük alanları boyarken büyük numaralı fırçalarda ise bu durum tam tersidir.
  • Fırçalarınızın işi bittikten sonra bunları bol suyla yıkayıp kuruduktan sonra düzgün bir şekilde saklamanızı öneririm. 
  • Bir yeni öğrendiğim şey ise, ucu bükülen fırçaların su buharına tutulunca düzelmesi imiş.
En son olarak gelelim çalışmalarınızda kullanacağınız su kabına. 
  • Sulu boya çalışmalarınızda renklerin canlı ve şeffaf kalması için bol ve temiz su kullanmalısınız.
  • Benim tavsiyem yanınızda iki adet suyun bulunması. Birinde fırçayı yıkamak, diğerinde boyayı sulandırmak için kullanabilirsiniz.
  • Su kabı için kullanmadığınız bir bardak olabilir fakat bana göre en kullanışlı olanı cam kavanozlar.
Peki sulu boya resim nasıl yapılır ?
  • Konu, resim kağıdı üzerine ana hatları ile çizilir. 
  • Çizerken kalemi bastırmamalı ve mecbur kalmadıkça silgi kullanmamalı. 
  • Koyu renkteki kurşun kalemi izleri, şeffaf olan sulu boyanın altından gözükebileceğinden fazla bastırılmamalıdır. 
  • Silgi ile yıpranan yerlere sürülen renkler, parlaklığından kaybeder ve kirlenir. 
  • Resmin çizimi yapıldıktan sonra, resim kağıdı musluk altında ıslatılır veya su dolu kovaya batırılır.
  • Sulu boya çalışmalarında kağıdı ıslatmaktan amaç, boyanın tekniğe uygun yapılışını sağlamaktır. 
  • Eğer kağıt kuru olursa, sürülen boya kuruduğunda keskin bir sınır bırakır. Bu tekniğin gerektirdiği yumuşaklığı ve renklerin kaynaşmalarını sağlamaz. 
  • Islatılan kağıt üzerinde hemen boyama işlemine başlamak doğru değildir. Zira bu durumda boyalar istenilenden fazla yayılacaktır. Desenlerdeki şekillerin sınırları kaybolur. 
  • Boyama işlemi sırasında renkleri denemek için ikinci bir kağıt bulundurmalıyız. Bu şekilde istediğimiz rengi ve renk tonunu bulmuş oluruz. Aksi durumda resme sürülen boyanın düzeltilmesi güçleşir. 
  • Resmi boyamaya, hoşumuza giden bir yerinden başlamalıyız.
  • Geniş ve açık renk olan yüzeyleri öncelikle boyamak, tekniğin gerektirdiği özelliklerdendir. 
  • Geniş yüzeyleri bir an önce bitirmek, kağıdın sık sık nemlendirilmesini gerektirmez. 
  • Sulu boya tekniğinde yanlış sürülen renkleri düzeltmek zorunda kalırsak, önce o kısmı temiz su ile ıslatır, sonra sünger ya da kuru bir fırçayla sileriz. 
  • Çalışmalar esnasında renkleri üst üste sürmekten kaçınmalıdır. 
  • Fırçayı aynı yerde fazla sürtmemelidir. Zira renkler kirlenir ve kağıt yıpranır.
Gelelim benim resmi nasıl yaptığıma. İlk önce ne çizeceğim konusunda biraz kararsız kalsam da YouTube'da biraz video araştırması yaptıktan sonra sonunda bir tanesine karar verdim. Çizeceğim şey, gayet güzel renklere sahip basit bir sulu boya resmiydi. 

İlk önce beyaz kuru boya ile resmin taslağını çizdim. Bu arada her gün siz sevgili okuyucularıma dinlediğim şarkıları önermeye karar verdim. Resmimi çizerken ve boyarken Rus balesinin ve klasik müziğinin önemli kişilerinden olan aslında hepimizin bildiği bir isim olan Tchaikosky dinlemeye karar verdim. En sevdiğim eser olan ''Çiçeklerin Valsi'' eserini dinledim resmimi yaparken. Gayet huzur veren bir eser. Kesinlikle dinlemelisiniz, tavsiye ediyorum :) Linkini de şuraya koyayım: ( https://youtu.be/ZqQsShgJpgE

Resmin taslağını çizdikten yukarıda da belirttiğim gibi resmi sevdiğim yerden boyamaya karar verdim. Gökyüzünü çok sevdiğim için, ilk önce orayı boyamaya başladım. Lacivert rengini biraz sulandırarak 3 numaralı fırça ile boyama işlemini tamamladım. Ardından zemini 5 numaralı fırça ile koyu ve açık yeşili karıştırarak ve tabi ki biraz daha sulandırarak boyadım. Ardından fırçalarımı temizledim ve yeni nesneleri boyamaya geçtim. Resimde yalnız başına olan ağacımı 4 numaralı fırça ile boyadım. Ağacın gölgesini ise, 2 numara fırça ile az sulandırılmış koyu yeşil ile boyadım. Resmin sol alt köşesinde bulunan kırmızı lalelerimin gövdesini 2 numara fırça ile çizdim ve lalelerin kırmızı kısımlarını ise 3 numara fırçam ile hafif dokunuşlar yaparak resmimi tamamladım.

Resimde zorlandığım tek kısım, ağacın gövdesi ile ağacın yapraklarının birleşme noktası olan dallarının taslağını çizerken oldu. Onun haricinde gayet rahatlıkla yaptığım bu çalışma aynen aşağıdaki şekilde oldu:



9 Temmuz 2016 Cumartesi

104 Yıllık Tarihi Bir Eser ve Çizimim 5/30

Merhaba sevgili okuyucum. Çizimlere başlayıp blog siteme yazılarımı yazalı tam 4 gün oldu. Bu 4 günlük süreçte çizdiğim resimlerin ve yazdığım yazıların çok sayıda görüntülenmesi beni mutlu etti. Eskiden, eskiden dediysem çok çok eskiden yani, bende çizim yeteneği yok, ben bir çöp adam bile çizemem dediğim zamanları hatırladım. Şu 4 günlük süreçte büyük bir istekle ve sevgiyle başladığım şu işin aslında beni bambaşka bir insan yaptığını gördüm. Resim yaptıkça hayata olan bakış açım biraz daha genişledi sanki. Yaşadığım olaylara farklı pencerelerden de bakmayı öğrendim. Neyse lafı fazla uzatmadan bugünün "tuhaf" bir biçimde ikinci çizim ve yazısına geçiyorum. Tuhaf dememin sebebi, aslında kendime koyduğum hedefin 30 günde 30 çizim olmasıydı fakat resim ve çizim yapmayı o kadar çok sevdim ki aslında özlemiş de olabilirim, 1 güne 1 çizim gözümde bir an çok az geldi. O yüzden, çizecek bir şeyler aramak için kütüphanemi araştırdım biraz. Elime bir sözlük geçti. Aslında bildiğim bir sözlük idi bu. Ama zamanında vaktim olmadığı için çok ayrıntılı inceleme fırsatım olmamıştı.

Sözlük, Fransızca bir sözlüktü. Kapağı bayağı yıpranmış, sayfa sayısı epeyce fazla idi.



İncelemek için ilk sayfayı açtım ve sözlüğün 1912 basım olduğunu gördüm.



İlk başta şaşırdım, elimde 104 yılık bir eser tutuyordum. Bu beni epeyce heyecanlandırdı ve sevindirdi. Genellikle tarihi eserlere karşı da böyle bir tavır içerisindeyim sevgili okuyucum. Belki sen de bir eseri ilk defa gördüğünde heyecanlanıp o tarihi eseri hemen incelemek istiyorsundur. Ben de çoğu zaman böyle oluyor da :))

Sözlüğü biraz daha inceledim ve kelimeler kısmı bittikten sonra "İllüstrasyon" bölümüne geldim. Burada neler yoktu ki! İnsanın anatomik yapısı, her hayvanın ince ince sanki bir Leonardo da Vinci ustalığında çizilmiş şekli... Hayran olmamak elde değil açıkçası. Avrupa'daki her ülkenin bayrağı, Fransız büyük adamlarının resimleri. Resimleri dediysem sanki ipince bir kalemle çizilmiş gibiydiler. Bazı çizimlerin renklendirilmiş olduğunu fark ettim ve böyle bir sözlüğün tamı tamına 2 dünya savaşı geçirdiğini ve acaba kimlerin tarafından okunduğunu düşündüm ve içim bir tuhaf oldu.

Çizimlerin bu kadar hoş ve ayrıntılı bir biçimde verilmesi beni çok etkiledi ve içlerinden birini çizme kararını verdim. Çizimimi parşömen kağıt üzerine Faber-Castell marka 2B resim kalemiyle yaptım ve şu şekilde oldu:




Son olarak, eğer sizin de bilmediğiniz bir yerlerde tarihi bir kitabınız varsa mutlaka bir açıp okuyun, araştırın derim. Sizi gerçekten çok etkileyeceğinden emin olabilirsiniz :)

Benim ''Yıldızlı Gecem'' 4/30

Yeni bir alışkanlık kazanmak için 21 günün yeterli olduğunu söylemiş bilim insanları. Peki nasıl mı? Şöyle sevgili okuyucum, alışkanlıklar beyinde 20 günde oluşmaktadır. 20 gün boyunca eğer sen aynı şeyi yaparsan 21. günde o alışkanlığı kazanmış olursun. Çünkü yeni alışkanlığın zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer. Alışkanlıklar tekrarlana tekrarlana kazanılır. Yeni alışkanlığın da zihinde kalıcı sinir ağı “otoyolu” yaratması 21 gün tekrar edilerek oluşur. Zihniniz ve kaslarınız tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Dişinizi fırçalamak, yürümek ya da ayakkabınızı bağlamak için düşünmüyorsun değil mi?

Peki neden böyle bir giriş yaptım? Yeni bir alışkanlık kazanmaya çalışıyorum sevgili okuyucum. O da: Erken kalkmak! Söz konusu erken kalkmak olunca kaçacak köşe aradığım, uykuyu ne kadar çok sevdiğimi kelimelerle anlatamadığım bir durum, durumdu benim için. Yaklaşık 1 hafta önce tüm sınavlarım bitti ve tatilime başladım. Başlarda düzensiz bir uyku düzenine sahip olsam da bu blog fikrini hayata geçirince artık erken yatıp erken kalkma alışkanlığını kazanmak için kendimi başlarda zorladım ama sonra bünyemin buna benden daha çabuk uyum sağladığını görünce çok mutlu oldum. Size tavsiyem, erken kalkın! Emin olun, hayata bakış açınız değişecek, daha fazla işle meşgul olup mutluluğun nerelerde saklandığını tahmin bile edemeyeceksiniz :)

Gelelim bugünkü resmimize ve açıklamalarımıza. Çok sevdiğim bir tablo olan Vincent van Gogh'un ''Yıldızlı Gece'' yi pastel boyalar ile 25*35'lik resim defterime yaptım. Başta biraz zorlansam da devamının iyi gittiğini görmek beni sevindirdi. Bu resmi yaparken dinlediğim müziği de vereyim hemen ( https://www.youtube.com/watch?v=QnJbqIFer5M )

Resmi yaparken sıkıntı çektiğim tek nokta ise; küçük nesneleri çizmede ve ayrıntıları vermede kötü olduğumu fark ettim. Örneğin resmin altına bakacak olursanız, resmin orijinalinde daha fazla ev bulunurken ben sadece 2 ev ve 1 klise çizebildim. Bu da küçük nesnelerin çizimine biraz daha çalışmam gerektiğini bana gösterdi. 

Boyamada ise kullandığım en temel renkler; lacivert, gökyüzü mavisi, siyah ve sarı oldu. Bu 4 rengi resmin neredeyse her yerinde kullandım. Mavi rengini hatta mavinin her tonunu seven biri olarak sanırım bu tabloyu neden bu kadar çok sevdiğimi fark ettim. Resmim aynen aşağıdaki gibi oldu:









8 Temmuz 2016 Cuma

İtalyanca Bir Şarkı Eşliğinde Çiziyorum 3/30

İtalyanca şarkıları dinlemeyi kim sevmez ki? Hele hele Andrea Bocelli dinliyorsanız sizi İtalyan sokaklarında küçük bir gezintiye çıkaracağından emin olabilirsiniz. Ben yaklaşık 8-9 ay önce tanıştım kendisiyle. O günden beri çalma listemde her şarkısı mevcut. Gerçek bir İtalyan şarkıcısı. En sevdiğim şarkısı nedir diye düşünüyorum ama bulamıyorum çünkü her şarkısı çok güzel ve çok özel. Ama derseniz, yok mudur en beğendiğin bir şarkısı diye, var tabi ki. Sarah Brightman ile birlikte söyledikleri çok hoş bir şarkısı mevcut. İsmi; Time to Say Goodbye. Linkini de veremeden edemeyeceğim: https://www.youtube.com/watch?v=4L_yCwFD6Jo Emin olun şarkıyı dinlerken içinizi sebepsiz bir huzur kaplayacak. Eğer beğenirseniz, Andrea Bocelli'nin diğer şarkılarına da göz atmanızı öneririm :)

Gelelim kendime hedef olarak koyduğum 30 günde 30 çizim etkinliğine. Dünkü natürmort çizimimden sonra tekrar bir natürmort yapmak istedim fakat bu sefer karakalem ile değil pastel boya ile yapıp boyadım. Öncelikle Faber Castell'in 5B resim kalemiyle çok hafif bir taslak çizdim, ardından çizdiğim şeklin üstünden objeyi ne renkle boyayacaksam o renkle renklendirdim. Ardından boyamaya geçtim, o sırada Andrea Bocelli'nin Melodramma ( https://www.youtube.com/watch?v=84tc_3-7qzg ) şarkısı açıktı ve sanki boyama yaparken şarkının ritmine göre boyadım. Bu beni çok mutlu etti. Boyama bittikten sonra, hepimizin bildiği bir yöntem olan, pastel boya ile boyalı olan resmimi cetvel yardımıyla kazıdım ve pürüzsüz ve sade bir görüntü ortaya çıktı. Aslında önce pamuk ile yapmayı düşündüm fakat pamuğun resmi çabucak dağıtmasından çekindim. Resim aşağıdaki şekilde oldu:




7 Temmuz 2016 Perşembe

Karakalem Natürmort 2/30

Bugün çok verimli bir gün olduğunu söyleyebilirim. Hem yeni bir dergi ile tanıştım hem de şimdi aşağıda göreceğin yeni bir çizim yaptım. Bu çizimi A4 beyaz kağıt üzerine Faber-Castell marka 5B numaralı kalem ile yaptım.



Bu çizimi hemen hemen herkes bilir. Bu bir natürmort çizimdir. Natürmort, Vikipedi'de aynen şu şekilde açıklanmış:

Natürmort, konusu cansız varlıklar (ölü hayvanlar) veya nesneler (meyveler, çiçekler, vazolar, vb.) olan sanat eseri. FransızcaNature morte , "ölü doğa" anlamına gelen tanımlamadan Türkçeye geçmiştir. Bu terim sanat alanında 17. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanmıştır. Manzara ve portre resimlerinin dışında, çeşitli nesnelerin bir araya getirilerek bir kompozisyon oluşturmasıyla ortaya çıkan resim türüdür
Natürmort, Avrupa Seferleri sırasında Osmanlı'ya geçmiştir. Modern sanatta büyük yer tutar.
Kısacası, cansız varlıkların veya nesnelerin sanatçının zihniyle birlikte kağıda, tuvale veya parşömene döküldüğü hali.
Benim de sevdiğim bir resim türü olan natürmort, insanı çizerken de bakarken de rahatlatan bir tür. Çizerken çok zorlandığımı söyleyemem ama gölgelendirme konusunda kendimi biraz daha geliştirmem gerektiğini gördüm. 
Bu yazı, diğer yazıma göre biraz kısa sürdü ama devamı gelecek merakla bekleyin :)

Yeni Bir Dergi

Bugün günlerden Temmuz'un 7'si ve ben ilginç bir şekilde erken kalktım. Normalde erken kalkmayı seven bir insan değilim fakat mevsimden midir yoksa okulun bitmesinin verdiği rahatlıktan mıdır bilmiyorum, erken kalkmaya başladım. Bugün sabah 05:45 gibi ayaktaydım. Ne yazacağıma dair kafamda bir şey oluşturdum ve geçtim bilgisayarın başına. Evet, hazırsan sana dün keşfettiğim bir dergiyi ve yaptığım çizimi aktaracağım. Bu arada söylemeden edemeyeceğim, ilk yazdığım yazıyı 1,5 günde toplam 165 kişi okumuş ve bu beni gerçekten çok mutlu etti. Teşekkür ederim okuduğunuz için. Yazmaya ve çizmeye olan inancım ve sevgim biraz daha arttı desem yeridir :)

Evet, bildiğiniz gibi 2 gündür Şeker Bayramındayız ve yaz ayında bir başka olan bu bayramı çok seviyorum. Akrabalara gitmek, akrabaların size gelmesi, güzel ve samimi bir ortam oluşturuyor. Dün misafirlerimiz geldi ve saat akşam 6 gibi gittiler. Onlar gittikten sonra önceki günün yorgunluğundan ve önceki gece uykumu alamadığımdan biraz uyudum. Saat 8 gibi kalktım ve hazırlanıp ailem ile birlikte dışarı çıktık. Ardından yemek yedikten sonra Özdilek adlı AVM'ye gittik ve kafede oturduk. Ben yeni çıkan kitaplara ve dergilerin Temmuz sayısına bakmak için içeri girdim. Dergiler kısmına bakarken gözüme bir dergi çarptı(Bu arada siz siz olun dergi satan bir kitapçıya giderseniz arkadaki raflara da bakmadan geçmeyin, emin olun orada da güzel şeyler bulacaksınız). Dergi, Redhouse sözlüğünün çıkardığı bir dergi idi, aşağıda fotoğrafını görebilirsin:



Derginin fiyatı 7 TL. 3 ayda bir çıkan bir dergi ve içeriği gerçekten çok sağlam. İçeriğinde gözüme çarpan kısımları şöyle sıralayabilirim;

- İngilizce ''preposition'' kullanma testi
- Harfleri karışık olarak dizilmiş İngilizce sözcükleri tahmin etme bulmacası
- Karışık olarak verilen harflerden değişik İngilizce sözcükler oluşturma bulmacası (En çok hoşuma giden bölüm bu oldu)

Dergi, Quiz ve Puzzle Book demek daha doğru olur, İzngilizcesi orta seviyede olanlar ve İngilizcesini biraz daha geliştirmek için güzel bir kaynak. İçinde toplam 42 test ve bulmaca ve yaklaşık 400 kelime bulunuyor.

Quiz ve Puzzle Book okuyucusu için aşağıdaki iki eki de veriyor:



Bu ayki ekte ''diving'' kelimesi ve bu kelime alakalı bazı kelimeler var.



Yukarıdaki ek ise, çocuklar için verilmiş yapıştırmalar. Eğer küçük bir kardeşiniz ya da kuzeniniz varsa buna bayılacağından eminim :)

Quiz ve Puzzle Book'tan bazı fotoğraflar:







Alttaki fotoğraftaki çalışma, ödüllü bulmaca. Gayet basit bir bulmaca. Bulmacayı çözerek doğru cevabı, derginin verdiği adrese gönderen ilk 3 kişiden biri olursanız size Redhouse Resimlerle Türkçe-İngilizce sözlük gönderiyor.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Çizmeye Başlıyorum 1/30

''30 Günde 30 Çizim'' diye çıktım yola...

Merhaba sevgili okuyucu! Umarım iyisindir. İyi ol çünkü yaşadığımız şu evrende bizi ne kadar çok şeyin mutlu ettiğini görmeni sağlayacak bir hayat sürüyorsun. Bu benim ilk yazım ve umarım iyi bir başlangıç olmuştur. Neyse lafı fazla uzatmadan nedir bu ''30 Günde 30 Çizim'' fikri diye merak ediyorsundur. Hemen açıklayayım; uzun zamandır aklımda olan bir fikirdi aslında bu. Çizim yeteneğimin çok da iyi olmadığını göz önünde bulundurursak aslında böyle bir projeyi ya da çalışmayı yapmakta biraz çekindiğimi belirtmek istiyorum.

Her şey, Instagram'da gezinirken keşfettiğim bir hesap sayesinde oldu aslında diyebiliriz. Bu arada yaptığım ve yapacağım çizimleri de instagram hesabımdan da takip edebilirsin. Hesabım: https://www.instagram.com/hilalahenk/ Instagram'da gördüğüm hesabın ismi berilates. Belki duymuşsundur sevgili okuyucuyum. Eğer duymadıysan bugünden tezi yok bence bi takip et derim :) Beril Hanımın hesabını takip ettim, neden takip ettim diye sorarsan yaptığı çalışmalar, o pozitif enerjisi benim içimdeki isteği biraz daha körükledi. Ben de aldım elime 5B kalemimi ve kağıdımı, açtım YouTube'tan çizim videolarını bakayım dedim en basitinden ne çizebilirim. İlk çizdiğim çalışma şu şekilde oldu:



İlk çalışmaya göre güzeldi, açıkçası kendimden bu kadarını beklemiyordum. Bu güzel moralle yeni bir sayfa açtım ve çiçek çizmeye çalıştım. Çalıştım da olmadı arkadaş, yaprakların hiçbiri mi birbirinin aynısı olmaz? Ama daha yolun başındayım ve 30 günün sonunda güzel şeyler çıkaracağımı düşünüyorum. Umarım ilk yazımı beğenmişsindir, sağlıcakla kal ve beni takip etmeyi unutma! :))