17 Ağustos 2016 Çarşamba

Küçük Prens'in Bize Anlatmak İstediği

Uzuuuuuuuuuun bir aradan sonra tekrar buradayım, sevdiğim işi yapıyorum: Yazmak!

Yazmanın, insana manevi bir huzur sağladığı kesin, hele hele insanın tertemiz duygularla kağıda veya bu gibi teknolojik ortamlara döktüğü yazılar benim çok dikkatimi çekiyor ve okurken zevk alıyorum. Bence hepimizin elinin altında küçük bir not defteri veya ne bileyim küçük bir ajandası olmalı, gün gün yazabilmeliyiz sevgili okuyucum :) 

Çünkü yazan insan hayata her zaman değişik bir pencereden bakar, yazdıkça kendisinin ne kadar değiştiğini kendi gözlemleyebilme imkanı bulur ve bu da bence insanın en güzel duygularından biridir. 

Her gününüzün dolu dolu olmasını ve yaşamın size bir şeyler katmasını diledikten sonra başlayalım yazıma!

Hepimizin adını duyduğu, çoğumuzun daha küçük bir çocukken okuduğu ve büyüdüğünde de tekrar tekrar okumaktan bıkmayacağı bir kitaptan bahsetmek istiyorum size. Kitabımızın ismi, yazının isminden de anlaşılacağı gibi, Küçük Prens!

Nedir sizce dünyada kutsal kitaplardan sonra en çok satışı yapılan bir kitabı bu kadar özel kılan? Yıllar geçse de, 70 yaşında da olsak okuyacağımız bir kitap olmasının sebebi ne? 

Siz bunların cevabını kendinizde düşünedurun sevgili okuyucum, bence bu kitabı özel kılan, bu kadar ön planda olmasını sağlayan tek şey var bana göre; o da kitabın sade bir dille yazılmış olup aslında okuyana çok şey anlatmak istemesi.

Yani diyorum ki, kitapta anlatılan hayat tecrübelerinden, verilmek istenen mesajlar aslında o kadar sade bir dille verilmiş ki insan kitabı okurken sanki büyülenmiş gibi hissediyor, çevresindekilerinin farkına varıyor. '' Aaa diyor, ben böyle bir şey yaşamıştım ama bu olaya karşı böyle bir tepki vermeyi hiç düşünmemiştim! '' 

Yazar belki de en çok burada bizi, kelimelerin içine sıkıştırmayı değil de kelimelerin o sihirli gücünü hissetmemizi sağlayıp kitaba daha da bir sıkı sıkıya bağlanmamızı istiyor. 

Okuduğum kitaplar hakkında fazla bilgi vermeyi sevmem karşımdakine. Çünkü kişi, kitaba yeni doğmuş bir bebek gibi davranmalı, yani hakkında pek bir bilgisi olmadan, onu yavaş yavaş tanımalı diye düşünüyorum. Tanımayı da tabi ki kitabı eline alıp, o güzel sayfaları okuyarak sağlamalı. Bu yüzden bugünlerde eğer ne okusam diye düşüyorsanız, eğer okumadıysanız kesinlikle '' Küçük Prens'i '' okumalısınız. Haa ama ben okudum derseniz yine okuyun sevgili okuyucum, inanın bu kitaba bir kez daha aşık olacaksınız.




Kitap hakkında bilinmeyen 10 şey diye bir liste gördüm, belki incelemek isterseniz diye linkini koyuyorum: https://onedio.com/haber/kucuk-prens-hakkinda-pek-bilinmeyenler-254256

Gelelim kitabı okuduğumda içimde canlanan o resim aşkına.

Kitabı okuduktan sonra '' Neden Küçük Prens'i çizmiyorum ki? '' diye sordum kendi kendime ve ardından çizim için gerekli olan malzemeleri masama aldım ve başladım çizmeye.

Bu çizimi, daha önce de sıkça kullandığım parşömen kağıdın üzerine yaptım ve kuru boya ile renklendirdim. Ortaya ise sanki Küçük Prens orada ve birazdan canlanacak gibi bir görüntü çıktığını düşünüyorum. Çünkü kuru boyanın parlaklığından ve parşömen kağıdının üzerine bıraktığı etki bu yönde oldu. Küçük Prens resmim ise aynen aşağıdaki gibi oldu:



Kapanışı da şöyle güzel bir şarkı ile bitirelim, https://youtu.be/N-aK6JnyFmk

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder